İçeriğe geç
15 Ağustos 2026, Cumartesi
ALİ ŞERİATİ Bir Şehid, Bir Şahid
MEMLEKET MESELELERİ

Cemaleddin Efgani

“Doğunun yetiştirdiği fıtratların en yükseği olmasa bile en yükseklerinden biri olduğu şüphe götürmeyen merhum Cemaleddin Efgani’ye dair birkaç söz söylemek istiyorum. İçimizde merhumu görmeyen çoksa da zannederim işitmeyen, bilmeyen yoktur. Muhtemeldir ki sevgili okuyucularımız şu satırlarda Cemaleddin’in özel hayatı…

Yazan Mehmed Akif ERSOY· 7 Ekim 2009 · 1 dk okuma · 18.255 okunma
Normal

“Doğunun yetiştirdiği fıtratların en yükseği olmasa bile en yükseklerinden biri olduğu şüphe götürmeyen merhum Cemaleddin Efgani’ye dair birkaç söz söylemek istiyorum. İçimizde merhumu görmeyen çoksa da zannederim işitmeyen, bilmeyen yoktur. Muhtemeldir ki sevgili okuyucularımız şu satırlarda Cemaleddin’in özel hayatına, ilmi hayatına, siyasi hayatına ait malumat göreceklerini zannediyorlar. Hayır öyle etraflı bir tercümehali ileride yazarız. Benim bugün yapmak istediğim şey varsa o da hazretin pak hatırasına sürülmek istenen bir lekeyi, bir bühtan pisliğini göstermek, onun mahiyetini, nereden geldiğini tetkik etmektir. Cemaleddin’in basılmış ve basılmamış bir çok risaleleri, makaleleri, konuşmaları varsa da merhumun en büyük en kalıcı eseri bence Mısır müftüsü Muhammed Abduh’tur. Evet, Şinasi millete en muazzam hizmetini Namık Kemal’i yetiştirmek suretiyle yerine getirdiği gibi Cemaleddin’de İslam alemine en kıymetli bir yadigar olarak merhum müftüyü [Abduh] bırakmıştır. Şeyh Muhammed Abduh ölmüş yüreklere gayret ruhu, şehamet ruhu üfleyen sihirli beyanı, o çoşkun feyzi hangi kaynaktan alıyordu? Şüphesiz büyük üstadı Cemaleddin’in düşüncelerinden. Cemaleddin’in İstanbul’a birinci gelişi Ali Paşa’nın sadrazamlığına rastlamıştı. Merhum Afganlılara mahsus o sevimli kıyafet içinde olarak Paşa’nın meclisine girer, en yüksek şeref mevkiini ihraz eder, kimsenin nail olamayacağı hürmeti görürdü. Bununla beraber Cemaleddin’i takdir eden yalnız Ali Paşa değildi. İstanbul’un bütün emirleri, vezirleri, büyükleri adetce, kıyafetce, dilce kendilerine bigane gelmesi icap eden bu zatın ilmine, diyanetine, alicenaplığına hayran olmuşlardı. Aradan altı ay kadar bir zaman geçince Cemaleddin, Meclis-i Maarif azalığına getirildi. Bu memuriyetinde maarifin yaygınlaştırılması için düşündüğü vasıtaları pervasızca söyledi ki arkadaşları bunun görüşüne iştirak etmiyordu. Zamanın şeyhulislamı bulunan zat Cemaleddin’in fikirlerini özel menfaatlerine aykırı gördüğü için fena halde kızıyor, zavallıyı gözden düşürmek için vesile arıyordu.

 

1287 Ramazınında idi ki Darulfunun müdürü Tahsin efendi [Mösyö Tahsin] merhim Şeyh’den fenlerin ve sanatların teşviki yolunda bir konuşma yapmasını istemişti. Cemaleddin türkçesinin o kadar iyi olmadığını ileri sürererk mazur görülmesini istemişse de berikinin ısrarı üzerine muztar kalarak etraflı bir konuşma tertip etmiş, bununla beraber zemen ve zamana uygun olup olmadığın anlamak için önceden memleketin ileri gelenlerine göstermişti.

 

Darulfunun açılacağı gün Cemaleddin’in konuşmasını dinlemek için İstanbul’un emirleri, alimleri, eşrafı kamilen toplanmıştı. Şeyhulislam da cemaatın içinde bulunuyordu. Cemaleddin konuşma kürsüsüne çıkınca olanca dikkatini konuşmanın içinde kötüye yorulmaya müsait bir iki cümle yakalamaya hasretmişti.

 

Cemaleddin konuşmasında diyordu ki;

 

“İnsani kazanımlar canlı bir bedene benzer. İnsanoğlunun ürettiği sanatların her biri o bedenin bir uzvu mesabesindedir; mesela iktidar bir yönetim için, bedende iradenin merkezi olan beyin gibidir. Demircilik kol, çiftcilik ciğer, gemicilik ayak gibidir...”

 

Cemaleddin bu gibi basit benzetmelerle bütün uzuvları saydıktan sonra şu neticeyi veriyordu;

“ İnsanoğlunun saadeti bu suretle teşekkül eder. Cismin hayatı ise ruh ile kaim olmasına nazaran bu cismin, yani insanoğlunun saadet ruhu ya nübüvvet ya da hikmet [felsefe/bilim/sanat] ile olur. Lakin bunlar başka başka şeylerdir. Nübüvvet [peygamberlik] bir ilahi lutüftur ki çalışmakla elde edilemez. Cenab-ı Hak mahlukları arasında her kimi isterse bu lutfa mazhar kılar; “Allah peygamberliği kime vereceğini daha iyi bilir.” [En’am, 6/124] Hikmete [felsefe/bilim/sanat] gelince bu fikir üretmekle, bilgi öğrenmekle olur. Sonra nebi hatadan masumdur, halbuki filozof hataya düşebibilir. Bir de peygamberin hükümleri  batıl vesveselerin hucümundan ilahi ilimle korunmuştur. Bunları kabul etmek imanın temel şartlarındandır. Filozofların görüşlerine gelince, bunlara tabi olmak kesinkes şart olmayıp, ilahi şeriata ters olmamak şartıyla ve akla uygun olanları kabul edilebilir...”

 

İşte Cemaleddin’in nübevvete ait olmak üzere söylediği sözler bundan ibarettir ki İslam alimleri icmaıyla sabit olan hakikata tamamıyla uygun olduğu halde şeyhulislam, merhumdan intikam almak için “Cemaleddin nübüvvet bir nevi sanattır diyor” şaiyasını çıkardı, bunu teyid için de “nübüvveti sanatlara dair verdiği bir nutukta zikretti” dedi. Daha sonra camilerde vaizlere Şehy’in aleyhinde yürümelerini emretti. Zavallı Cemaleddin aleyhindeki sözlerin sırf iftira olduğunu, hakikatın meydana çıkması için şeyhulislam ile muhakeme edilmesi lazım geleceğini söylediyse de kimseye dinletemedi. Mesele gazetelerin ağzına düştü, bunların bir kısmı şeyhulislamı, bir kısmı Şeyh’in lehinde idare-i kelam etti.

 

Nihayet merhumun sevdiklerinden bır kısmı ona sabır ve sukunet tavsiye ettiler. Zaman bu gibi haksız şayiaları hükümden düşürür, hakikatı meydana çıkarır dedilerse de dini gayreti ilmi kadar yüksek olan Cemaleddin bir türlü duramadı. Herhalükarda şeyhulislamla muhakeme edilmesini ısrarla istedi. Sonuçta, ortalık durulunca kadar daha sonra isterse geri dönmek üzere İstanbul’u terk etti. Zavallı Cemaleddin her manasıyla mazlum bir halde İstanbul’u terk ederek Mısır’a gitmeye karar verdi.

 

İşte merhumun ne zaman bahsedilse “ilmine, faziletine, siyasetine söz yoksa da ne yazik ki mulhid [dinsiz] idi, nübüvvete inanmazdı” derler ki anlamadan, dinlemeden söylenen bu sözlerin nereden çıktığı görülüyor...”

 

 

Kaynak: Mehmed Akif; Sırat-ı müstakim, IV, sayı; 90, (17 Cemaziyelevvel 1328]

Bu yazıyı paylaş
Okur Katkısı

Yorumlar (8)

Veysel Menekşe 16-07-2009, 04:45

Bu gurur ve şuur içinde 30 yaşıma kadar birçok kurtarılmış bölgeyi yeniden fetih ve ihya etme
hususunda Ulubatlı Hasan' a parmak, Barış Mançolu Genç Osman'a da külah ısırttım.Lakin aferin alacağımı umarkene başka şeyler alıp öfkeden deliye döndüm.. Sakinleşmem için Adıya-mana gelin gitmemi önerdiler. Temelli dellendim ama yine de gittim. Ne geldiyse başıma meraktan
gelmiştir. Ötekine -hamdolsun- çok sağlamımdır.Herneyse..Zaten olacak iş değildi..Bizzat yaşayıp
herhangi bir şey peydahlamadan sapasağlam geri döndüm..Alevi Köylerinde de birçok canla
içli dışlı olup içim dışına çıkınca radikal islamcı nam güruh'un envai çeşit nev' ileri ile hemhal
oldum.Bana çok benziyolardı..Fakat kargadan başka kuş tanımayan , sair kuşları heman kafir
ilan ediveren pek helecanlı bihalleri vardı..Onlar ile başka hiçkimseler ile etmediğim muhabbetler
ettim.Hepsini de peksevdim amma çok muhabbet tez ayrılk getirdi.Sevmeyi istiyolar amasevmeyi
bilmiyolar idiler. Böyle bir ders almadıkları her hallerinden belliydi..Ağizları ALİ diyor fakat gözleri
İbn- i Mülcem bakıyordu..Benim se arkadan vurulmaya niyetim yoktu..Ama yine de vurdular...
Sonra devlet yakama yapıştı..Ceza evine attılar.. Tahliye ettiler tımarhaneye tıktılar..Sora tekrar
cezaevi tekrar akıl hastanesi ve nihayet ev hapsi..4O Yıllık açık hava hayatım 15 yıllık kapalı hayatla sonuçlandı..İyi ki Şeriati vardı...

Veysel Menekşe 16-07-2009, 04:01

Ömrümün 40 yılını açık havada , açık toplumda- açık okulda yaşadım..Popper ve İllich bu husus
ta elime su dökemezler..Tarlada doğdum.. Yaylada büyüdüm.Dağlarda delikanlı oldum..Karatren
camlarından atılan gazetelerle okurluk serüvenime başladım..Demiryolu Çocukları ile birlikte ray-
ların üzerine karpuz kabuğu döşeyip tren'in devrilmesini bekledim..Bi treni bile deviremedik di
ye onlarla bilikte üzüldüm.Kasabanın okuluna yazılnca ikinci sınıfta rakibim olan iki memur bebe-sini çingene arkadaşlarımın yardımı ile saf dışı bırakıp (bir güzel dövüp ) cebren ve hile ile aziz
vatanın bir kütüphanesine başkan oldum..İşe yaramazlığına kanaat getirdiğim bazı takoz gibi
kitapları bakkal teyfik amca'ya kilo ile satıp , parasıyla patlamış kestane alıp kayabaşı ku-mencilik çetesinin çocuk üyeleri ile çatır çatır yedim diye yediğim dayakları hala hasretle yad
etmekteyimdir. Suç ve Ceza ile böyle tanıştım.Kitabını sonra okudum .Çok hafif geldiydi..Şimdi u-nuttum gitti..Yaşananlar unutulmuyo ama..
5.sınıfa kadar "ya ya ya İsmet Paşa çok yaşa"cı oldum..8.sınıfta Türklük gurur ve şuurum
kabardı..Böyle kabarıp dururkene bigün sınıf bilincimin uyanmasını sağlayan esaslı bi dayak
yedim.. Bir müdded böyle bilincimi yitirmeden yaşadım..Derken ikinci bir dayakla gurur ve şuurum
yerine geldi.

Veysel Menekşe 16-07-2009, 03:09

Etem' e !.
"Veysel Menekşe denen" iyisi mi kendini kendisi tanıtsın..Laf la tanıtmak yeterli oluyosa yani..
Etem denen kardeş!.En evvela şunu belirtmeliyim ki devlet ve devletlulardan başka hiç kim-se bana "Veysel Menekşe" diye hitab etmemiştir.Aziz Cemaat Halkımız ve O'nun bölünemez
parçalanamaz ; Asla ayrştırılamaz bir parçası olan kabile ve sülalem ferdleri dahi ben-deniz'e
ekser sui-niyet "Deli Veysel" deyu hitab itmekten büyük bir haz duyarlar kim;teheccüd namazla-ından bile bu kadar haz almadıkları kendi itirafları ile tevatüren sabittir..
Konu komşu ve sair taşra ahali dahi sakalıma bakıp "Papaz Kılıklı" , uzun saçlarıma bakıp
"Haham Kılıklı" demekten de geri durmamışlardır.".Veysel Oca " diye tesmiye edenlerin sayısı
da bihayli fazladır." Aşık Çerkeşi " olarak tanıyanların miktarı da meşhur Hürmüz'ün kocalarının
sayısını geçmese gerektir.."Saygıdeğer Veysel " diye hitab eden bir kişiye her nasıl olduysa
rastlanmıştır...Ne kadar hislendiğimi inanın anlatamam...( Ali k.'ye teşekkürler!.)
A.Müftüoğlu da bikeresinde aynı duyguyu yaşattıydı bana .O'na da teşekkürler .
Her bahane ile horlanan yurdum insanlarından bir insanım işte etem denen kardeş..
Orospu'ya bile orospu demekten utanrım..Azarladığım olmuştur..Horladığıma aşağıladığıma şahit
olunmamıştır.Şahit olan varsa gelsin yüzüme tükürsün..
Bu hususta kalbim Yunus, Gönlüm Mevlanadır

Veysel Menekşe 16-07-2009, 01:25

Hamza Kardeş' e !
Masonluk o vakitler şimdi algılandığı gibi algılanmıyordu..
Zamanın münevverleri içinde öyleleri vardı ki vallahi şaşar kalırsınız..
Başlıbaşına düşünülüp kafa yorulması gereken bir mevzu..
Masonluk la ilgili değerlendirmelerin çoğu da saçma sapan değerlendirmeler..
İngiliz hayranlığına gelince..
Bu hayranlık işbu kerre tekmilen Avrupa ve Amerika hayranlığına evrilmiş durumdadır..
Baksanıza!..
S.Hüseyin NASR Amerikada.. F.GÜLEN Amerikada...B.DALAN Amerikada..
A.SÜRUŞ Almanyada...M.PAMAK ta Almanya' ya kaçmış idi..
Baş örtü mağduru bir çok kızımız da halen Avusturya'da....
Fransa'yı ziyaret edenlerimiz de oldu..
Artık hayranlıktanmıdır yoksa başka bişeyden midir nedir orasını bilemiyorum.
Fakat ne hikmetse kimse Burkino Faso'ya , Malezya' ya veya Küba' ya filan gitmiyo abi...
Venezulla' ya, Kolombiya'ya bile gitseler gül gibi bakarlar adama..
Fakat taa oralara gitmek için başka bir ses başka bir nefes sahıbi ..
olmak gerekiyo galiba..
Belh'te post üstünde oturarak taa Konyalara kadar gelebılmek gibi..
Horasan da oturduğu yerden taa Budapeştelere gidebilmek gibi
Kerametleri de yok ki gariblerin...
N'apsınlar yani?..
En yakın Necaşi' ye aynen vınn.!
Haksız da değiller yani....
N'apalım Hamza kardeş?..
Herkesten de Ali,Hasan.Hüseyin,Ammar,Ebuzer,Hicriyy.Hallac..Nesimi .Pir Sultan ve ilh...
Olmaları beklenmez ki....

Hamza Toprak 13-07-2009, 14:47

Cemaleddin Afgani'nin ve öğrencisi Abduh'un Mason olduğu ile ilgili çokça makale okudum ve bazı kitaplarda bu tür sözlere rastladım. Easen Abduh'ta batı hayranlığı had safhada idi. Abduh'un tefsirinde İngiliz kanunlarına göre yaşamanın bir sakıncası olmadığı bahsi geçer. Bunu koyacak yer bulamıyorum. Sayfa ve cilt no ile beraber arzedebilirim.

tuba 13-07-2009, 13:12

üstad akifin dediği gibi cemalettin efgani bazı cevrelerce özellikle yanlış tanıtılmaya gayret edilmiştir. Bütün dediklerine amenna denilmesede söyleneni bağlamından kopartıp yanlış bir anlamda konuşmak yapılacak en büyük haksızlıklardan olacaktır.

Etem 13-07-2009, 09:15

Arkadaslar bu veysel menekse denen taniyan varmi

veysel menekşe 10-07-2009, 21:22

Afgani...İkbal....Mirza Hasan...Akif....S.Kutub....Talegani..Şeriati.. Humeyni...Kelim Sıddıki....Faruki...
Malcolm X....Mevdudi...A.Kelam Azad....M.Carullah....Cemil Meriç...C.Said...A.Medeni...M.Çamran..
Dehlevi...Mevlana Ahmed...Abbas Musavi...Emir Abdulkadir...Ömer Muhtar....O.Don Fodio..Fehmidi..
Z.Burucerdi..E.Said..A.Bello..N.Attas..N.Topçu..Mutaahhari...MalikBin Nebi..Leyla Faruki..
Rahmetullahi Aleyhi Ve Sellim..Ecmain....

Yorum yaz

Yorumunuz editör onayından sonra yayımlanır.

Bu sitede yalnızca sitenin çalışması için gerekli çerezler kullanılır. Ölçümleme çerezleri için onayınızı isteriz. Ayrıntı: Çerez Politikası ve KVKK Aydınlatma Metni.